10 Temmuz 2011 Pazar

Gerçek bir insanın ardından...

Herşey ne kadar basit ve ne kadar güzeldi!

Sevinçlerin coşkulu, gözyaşların ise bir oyuncak mesafesindeydi... Kızmaların, küsmelerin hepsi sokaktan gelen bir ıslakla biter, merdivenleri uçarcasına iner, çok sevdiğin arkadaşlarınla çok sevdiğin oyunlara dalar giderdin ta ki güneş batana annen seni çağırana kadar... 5 dakikaların pazarlığı başlardı bu kez! Sonrası el- yüz yıkama, sofra başına oturma aklında gece saklambacı ya da merdiven başı sohbete kaçma planı...
En şirin hallarinle, -“eline sağlık annecim!”ler ve ilk yumuşamasında kaçma hayalleriyle...

Yaz bir başka güzeldi o zamanlar ne de olsa gün boyu özgürlük demekti... Özgürlüğe ilk kesinti gidilen tatille gelirdi... O zamanlar planlar sana sorulmadan yapılır, bavullar kapının önüne yığıldığında gidildiği anlaşılırdı... Bir koşu evden çıkılır; “Ben gidiyorum, görüşürüz!”e anca fırsat kalırdı...

Ne heyecan! “Gittiğim yerde arkadaş bulabilecek miyim, gün boyu denizde kalıp oynayacak mıyım?” soruları aklında, önünde akıp giden kilometreleri karşılardın uykuyla... Yeni güne yeni bir yerde başlarken, çaktırmadan da potansiyel arkadaşları kestirirdin gözüne... Gün bitmeden en yakın arkadaşların oluverirdi yeni tanışıklar... Göz açıp kapayıncaya kadar tatil biter, elinde kalem kağıt telefonlar alınır “tabii ki arayacağım!” sözleriyle zar zor ayrılınırdı...

Söz vermek de, tanışmak da, sevmek de ne kadar kolaydı o zamanlar... Ne güzeldi o günler...

Sonra, sonra büyüyüverdik birden... Söz vermek de zorlaştı, tanışmak da, sevmek de... Sevdiklerimiz sayılı, güvendiklerimiz az kaldı... Zaman  eledi gerçekle sahteyi... Sözüm ona yıllanmak akıllandırdı!..

Hiç bitmeyecekmiş gibi görünen zaman mezuniyetin ardından hızlandı ve ne olduysa ondan sonra oldu...

Hayata iş karıştı, aşk karıştı, çoluk çocuk karıştı, gelecek kaygısı, emeklilik tasarrufu, kaçan zamanı yakalama telaşı derken hayat tamamen karmaşıklaştı...

Oysa basitti! Seversen sevilirsin, güvenirsen güvenilirsin, çalışırsan kazanırsın, iyilik yaparsan iyilik bulursun, kendine bakarsan uzun yaşarsın!.. Ama öyle olmadığı kısa süre sonra anlaşıldı!..

Sevmek ve güvenmek ilk fireyi veren oldu... Canını en çok yakanlar en yakınların, en çok sevdiklerin oldu...
Ardından çok çalışmak zamanı senden çaldı... Deniz kenarına yerleşme, hayatı tekrar basitleştirme hayalleri hep emeklilik çağına kaldı...
Her iyiliğin karşılığı olmadığı ilk öğrendiklerinden olurken...
Zamanı yakalama telaşı yüzündeki çizgilerle yarışır oldu...

Zamanla para, parayla mekan, mekanla insan bir türlü buluşamadı... Şimdilik!

Geriye tek bir seçenek “kendine iyi bakarsan uzun yaşarsın!” inancı kaldı! Ona da ölüm son noktayı koydu! “Ben gidiyorum, görüşürüz!”e hiç fırsat tanımadı.

Adaletin gerçekten yokmuş dünya! En çok sevileni, en çok güvenileni, işini en çok aşkla yapanı, en büyük aşkı güzeller güzeli kızı olanı, en iyilerden birini yine ve yine çok erken aldı! Gerçek ve güzel bir insan, muhteşem bir yönetmen, harika bir dost Erkan Mısırlıoğlu bu “çekime” son noktayı koydu...

4 yorum:

  1. Ne mutlu ki böyle "iyi" hatırlanacak.
    Kalemine sağlık...

    YanıtlaSil
  2. Allah rahmet eylesin! Tüm TRT camiasının ve ailesinin başı sağ olsun!..
    Aklımdan sürekli geçen şeyleri, öyle güzel yazmışınız ki, hele "Canını en çok yakanlar en yakınların, en çok sevdiklerin oldu.." Bu o kadar doğruki..bunu çok derin yaşıyorum..İnsanı hayattan soğutuyor. Yinede katıksız, karşılıksız bir sevgi var..Anne sevgisi..asla ihanet etmez, her koşulda yanında..Onlar için önemimizi ancak bizde çocuk sahibi olduğumuzda anlıyoruz..

    YanıtlaSil
  3. ben bu güzel yazıyı ne yazık ki yeni okudum ,çok güzel yüreğinize kaleminize sağlık ....

    YanıtlaSil