11 Temmuz 2011 Pazartesi

Neden Ankara? … Nesini seviyorsun? …


Son zamanlarda o kadar sık duyuyorum ki bu soruyu!.. Zaman zaman da kendime yakalanıyorum yine kendime sorarken bu soruyu... Doğrusu, her İstanbul dönüşü içimde büyüyen kıpırdanmayı bastırmak için bazen yüksek sesle sıralıyorum geçerli nedenlerimi... Bazen de kendime bile suskun kalıyorum istemesem de! Zira beni ben yapan bu şehre herşeyden önce bir vefa var, lakin “eksik kalan sefa, ya o ne olacak, hayat çok hızla geçip gidiyor, mutlaka doğduğun yerde ölmek mi gerekiyor!?” diye devam ediyor içimdeki sorgu! Sevdiklerin için başkasına hani söz söyletmezsin de, yalnızken kendin vurursun ya yerden yere, o misal...

Başkalarına her seferinde korumak için bir mazeret buluyorum bu; ‘denizsiz’, ‘bürokratik ve politik’, ‘gri’, ‘plansız’, ‘sıkıcı’ şehri… Ama her sokak bir başka sokağa çıkarken, denize çıkanlar olduğunu bilmek sıkıyor içimi...

“O halde neden seviyorum?” ya da “neden vazgeçemiyorum?”diye bu aralar sıkça soruyorum kendime…

İnsan gerçekten bir şehri salt şehir olarak sevebilir mi?

Yoksa şehrin köşelerine sakladığı anılarla mı sever? Çocukluğumun geçtiği sokaklar hala yaşadığım şehirde… Oynarken düşüp dizlerimi yaraladığım kaldırımların, yolların üzerine defalarca asfalt ve tretuar yapılmış olsa da; oynağım boş arsalara apartmanlar dikilmiş olsa da; saklambaç, yakan top, dalya, kuka, oynağım yerler şu an başka çocukların olsa da; çocukluğumun geçtiği sokaklar hala yaşadığım şehirde… Gözümün önüne getirmeme gerek yok, gidip istediğim zaman görme mesafesinde…

Ankaralı bile olmayanların kabul ettiği bir gerçek vardır: o da Ankara insanının ne kadar sağlam ve güvenilir olduğudur. O yüzdendir herhalde kurduğumuz dostlukların bu kadar sağlam ve güvenilir oluşu… Bir yazar demişti ki; insanlar deniz olan şehirlerde denize, denizsiz şehirlerdeyse yüz yüze bakar diye… Ve biz yüz yüze bakıyoruz; dün, bugün ve yarın bu denizsiz şehirde!

Bir şehri güzelleştiren, sevdiren ve yaşanası kılan anılardır bence ve bir de biriktirdiği dostlar… Belki de en çok onlar... İçimizden biri “hadi gidiyoruz!” dese, toplansak komün halde göçsek bir başka diyara, ama mutlaka denizli bir diyara... Mesele kalmaz o zaman sanki, derim ki o zaman “çocukluğunu geçirdiğin sokaklar bir uçak mesafesinde!..”

Ah yine gidesim var lakin gidemeyişim yine fena halde ağır!


6 yorum:

  1. Öz eleştri yapmama sebep oldu yazın.Bu yüzden hem gıcık oldum hem de sevindim tuhaf şekilde.Benim sebebim korkarım sadece tembellik:((

    YanıtlaSil
  2. :) Kesinlikle yaşanmışlık ve dostlardır tabiki vazgeçilmez olan ama Ankara nın başka hiç bir yere benzemeyen bir havası bir kalitesi var bence.. ve bence sizin aklınız İstanbulda da kalmış..ne yardan ne serden durumu gibi :)
    Bence öyle bir imkan varsa daha iyi olacaksa iş açısından..kullanın derim..nasılsa bir uçak mesafesi :)..

    YanıtlaSil
  3. :) Kesinlikle yaşanmışlık ve dostlardır tabiki vazgeçilmez olan ama Ankara nın başka hiç bir yere benzemeyen bir havası bir kalitesi var bence.. ve bence sizin aklınız İstanbulda da kalmış..ne yardan ne serden durumu gibi :)
    Bence öyle bir imkan varsa daha iyi olacaksa iş açısından..kullanın derim..nasılsa bir uçak mesafesi :)..

    YanıtlaSil
  4. @karpuz doktoru ah bir atabilsek şu tembelliği..

    YanıtlaSil
  5. @Hasan Özgümüş kaldı gerçekten..

    YanıtlaSil
  6. İstediğin yere en fazla yarım saatte gidebilmeyi, Tunalı Hilmi'yi,bana yüz yıldır aynı kuğular varmış gibi gelen kuğulu park'ı,"kozmopolit" adı altında konuşmayı,yürümeyi bile bilmeyen adamları barındırmamasını,gece yarısı sokaklarında öldürülmeden dolaşabilme ihtimalini, kap kaç diye bir sektörün olmayışını,hayatında denizi trafikte 5 dakika gören insanların "ayyy nası yaşıyosunuz denizsiz yerdeee" saçma cümlesini duymamayı -dikkat bundan sonrası obez ruhlu bakış açısıdır- kebap49'da pideyi,kızılay volkan piknik'te sandviçi,esat aspavalarında dürüm döneri, kıtır'da kumpir birayı,uludağ'da iskender'i.Yazı biraz eski ama ben yeni gördüm eski dost:) İmza: Evlenip İstanbul'a yerleşmiş Ankara adamı..

    YanıtlaSil